Atatürk Köşesi

ATATÜRK KÖŞESİ
401 Gösterim 01.01.2024 Ati Anaokulu

Tarih bir çok liderin ve devlet adamlarının çocuklara olan sevgisine, onların sevecen davranış örneklerine tanık olmuştur. Bununla beraber, Mustafa Kemal Atatürk gibi daha savaştığı çetin koşullarda bile çocuklara sahip çıkan, evlat edinen, savaşlarda babalarını yitiren çocukları hem koruyup hem de eğitim veren bir cemiyet kuran, çocuklara hep söz tanıyan, onlara büyük insanlar gibi davranılmasını isteyen ama bütün bunların ötesinde, dünyada ilk Çocuk Bayramı ve Çocuk Haftası uygulamasını getiren ve sonuçta en büyük eserini çocuk ve gençlere emanet edebilen başka bir lidere rastlanmamıştır. Bu çalışmada, biz eğitimciler için en önemli kavram olan “çocuk” ile ilgili olarak O’nun yaptıklarını, çocuklara bakış açısını örneklerle ele almak ve değerlendirmek amaçlanmıştır.

Çocuklar için yapılan kurumsal ve yasal düzenlemeler

Gerek I. Dünya Savaşı, gerek Çanakkale muharebelerinde ve özellikle Kurtuluş Savaşı sırasında büyük asker kaybımız olmuştu. Bu nedenle çok sayıda çocuk babasız hatta bazıları hem anasız hem babasız kalmışlardı. Osmanlı döneminde kimsesiz çocukları korumaya yönelik Himaye-i Etfal Cemiyeti kurulmuştu. Ancak bu kurum Kurtuluş Savaşı’nda yetim kalanlar ve Anadolu’daki çocuklar için bir etkinlik gösterememişti. Bu nedenle, Mustafa Kemal savaştan hemen sonra Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’i çağırtarak bakım ve eğitimleri için bu kapsamdaki çocukların bir çatı altında toplanmalarını istemişti. Bunun için en kısa sürede girişim başlatılarak Balmumcu Kışlası, bir zamanlar Zincirlikuyu’da bulunan Yapı Meslek Usta Okulu Binası, Maarif Bakanlığı’nca satın alınarak adına Darüleytam “Yetimler Yurdu” dendi. Daha sonra, Ortaköy’deki Galatasaray Lisesi kız bölümünün yer aldığı Feriye Sarayı binası da yetim kız çocukları yurdu yapıldı ve bu yurtların tümünde eğitime de başlandı. Himaye-i Etfal adıyla 30 Haziran 1921’de kurulan bu cemiyet daha sonra 1935’de Çocuk Esirgeme Kurumu adını alarak hizmetine daha kapsamlı ve örgün bir biçimde devam etmiştir Mustafa Kemal gerek halkın gerekse yasama ve yürütme erkinde bulunan tüm kişilerin bu kuruluşa destek olmalarını tekrar tekrar istemişti. Bununla da kalmamış Sovyet idaresine giren ülkelerden 35 tane Özbek, Türkmen Tatar, Doğu Türkistan öğrenciyi ülkemize getirtmiş ve bunların 1936-38 yıllarında askeri okullarda okutularak tüm ihtiyaçlarının karşılanmasını ve eğitimlerinin tamamlanmasını sağlamıştı.

Cemiyet-i Akvam tarafından 1924 yılında hazırlanan çocukların korunmasına yönelik 5 madde içeren Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi’ne ilk imza atan az sayıdaki devlet adamından biri de Mustafa Kemal’dir .

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak kabul edilişi;

Yirmiüç Nisan, 1921 den itibaren Milli Hakimiyet Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştı. Atatürk bu tarihten itibaren kutlamalarda çocuklarla ilgili de etkinlikler yapılmasına önayak olmuştur. Hatta 1921’de Himaye-i Etfal (bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu) Cemiyeti’nin bastırdığı çocuk yardım rozetleri nedeniyle 23 Nisan toplumda sanki bir çocuk bayramıymış gibi algılanmaya başlamıştır. Ayrıca, 23 Nisan 1921’de bazı öğretmenlerin de davetine icabet eden Mustafa Kemal Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk kuruluş yıldönümünün bir çocuk şenliği gibi kutlanmasına zemin hazırlamıştır (1) . Gültekin isimli çocuğun 23 Nisan 1925’de yapılan kutlamalarda okuduğu ünlü şiir herkesin beğenisini ve özellikle Atatürk’ün takdirlerini kazanmıştı. Atatürk arkadaşlarına hediye vermede eli sıkı olarak bilinmesine karşın Gültekin’e kendi altın kol saatini armağan etmiştir (5-7) (Resim 2). Hakimiyet-i Milliyet Gazetesi’nde 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 23 Nisan’ı bir Çocuk Bayramı olarak kabul edip, kutlama etkinlikleri gerçekleştirdiği belirtilmiştir (11). 1929 yılından itibaren 23 Nisan, Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı Haftası olarak kutlanmaya başlanmıştır (12). Bu yıl 23 Nisan’da Ankara’da Himaye-i Etfal Cemiyeti tarafından Ankara Palas’da düzenlenen çay partisine Mustafa Kemal, başbakan İsmet İnönü, meclis başkanı Kazım Paşa ve tüm milletvekilleri, bakanlar eş ve çocukları ile katılmışlardır. Bu olay basında geniş yer bulmuştur.

Bu etkinliklere paralel olarak Ankara’da bulunan yaklaşık 15 kadar ilkokulun öğrencileri, Ulus meydanında toplanır; sağlanan özel motorlu araçlarla Ankara’ya götürülür ve başyaver tarafından kapıda karşılanarak büyük salona alınırlar ve tek tek Mustafa Kemal ile görüştürülürlerdi. Daha sonra İsmet İnönü ve Fevzi Paşa ile de görüşmeleri sağlanırdı. İstanbul çocukları 1929’daki büyük kutlamadan sonra Türk Ocağı Yönetimini geçici olarak teslim almışlardır. Ardından Mustafa Kemal Paşa’ya çektikleri şu telgraf da ilginçti: “Bugün Hakimiyet-i Milliye Bayramı’nızı tebrik ederiz. Biz bütün Türkiye Çocukları büyük bir sevinç içindeyiz. Bu mübarek Hakimiyet-i Milliye Günü’nde çocukların da hakimiyetini kabul ettiğiniz için size ayrıca teşekkür ederiz. İstanbul Türk Ocağı’nın bir haftalık reisi: Burhanettin İstanbul Türk Ocağı’nın bir haftalık umumi katibi: Sevim” (8) . Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan Reşit Galip, 1929’da kabul edilen Çocuk Haftası’nın amacının sadece çocukları eğlendirmek ve Himaye-i Etfal Cemiyeti yararına para toplamak olmadığını belirtmiş ve ülkede mevcut olan, savaş sonrası çok sayıda aç ve yardıma muhtaç çocuk için maddi - manevi her tür desteğin yapılması için bilinçlendirici bir ortam olarak yorumlamıştı (14) . Çocuk Haftası Etkinlikleri kapsamında 29 Nisan 1930’da İstanbul Tepebaşı Tiyatrosu’nda, İstanbul Türk Ocağı Çocuk İdare Heyeti tarafından düzenlenen programda başkan Burhanettin ve Katip Sevim yönetiminde gerçekleşen toplantı ile çocuklar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 4000 çocuk adına dokuz maddelik bir istek belgesi yollamışlardır. Bu isteklerin temel maddeleri çocuklara eşit sağlık ve yardımın sağlanması, çocuk dilenciliğinin, çocuklara şiddetin önlenmesi, her çocuk için okulların açılması, çocuk sinemalarının ve izcilik teşkilatlarının kurulması, Çocuk Esirgeme Kurumu etkinliklerinin yurt alanında yaygınlaşması gibi konulardı (15) . Bütün bu gelişmeler sonrasında Türk Çocuklarına sadece bir çocuk bayramı değil, kocaman bir çocuk haftası armağan edilmiş oluyordu. Bu etkinlik, dünyada ilk ve tek olma özelliğini taşıyordu.

Çocuklarla ilgili çeşitli sözleri, belgelere dayanan anılar:

-“Çocukları severiz. Çünkü çocuk bizim devamımızdır. Her çocukta biz ebediyete doğru uzayıp giden iştiyakımızın tatminini buluruz” -“Çocukluk ne güzel! Çocuklar ne sevimli ve tatlı yaratıklar değil mi? Onların en çok hoşuma giden halleri nedir bilir misiniz? Riyakarlık bilmemeleri, bütün istek ve duygularını içlerinden geldiği gibi açıklamalarıdır.” -Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Muharebeleri ve özellikle Kurtuluş Savaşı’nda yetim kalan çocuklarla ilgili veriler ve öyküler Mustafa Kemal’i önemli ölçüde etkilemiştir. Örneğin cepheye cephane taşırken, uzaktan düşman askerlerini gören Tayyibe Hatun’un sekiz aylık bebeği ağlayıp da yerlerini belli etmesin diye sıkıca göğsüne bastırması ve nefessiz kalan bebeğin savaşımızın ilk şehit bebeği olması üzücüydü. -Albay Hafız Halid Bey’in 12 yaşında annesini yitirmiş kızının babasıyla cepheye gidişi, askerlerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamada özverili görev yapması ve çocuk yaşta at sırtında silah kullanarak Kurtuluş Savaşı’na bizzat katılması hiç kuşkusuz Mustafa Kemal’i duygulandırmıştır. Nitekim Nezahat onbaşı adındaki bu kızımıza 1921 yılı Ocak oturumunda İstiklal Madalyası verilmesi kararlaştırılmıştır. -Mustafa Kemal’in I. Dünya Savaşı sırasında 1917’de, 2.Kolordu Komutanı iken Van’da rastladığı kimsesiz Abdurrahim’i evlat edinmesi zorda kalan çocuklara olan ilgisinin bir kanıtıdır. Abdurrahim Tunçak O’nun edindiği ilk evlattır (Resim 4). -Atatürk hep çocuğu olsun istemiştir. Ancak pek çok dostuna evlilik müessesini başaramadığını belirtir ve bu konuda iyi bir aile reisi ve babası olması bakımından İsmet İnönü’yü takdir ettiğini söylerdi. Sağlığında dokuz çocuğu evlat edinmiştir. Abdurrahim, Afife, Zehra, Rukiye, Nebile, Mustafa, Sabiha Gökçen, Afet İnan ve Ülkü. Genellikle küçük çocuk ağlamasını çok sevmemesine karşın Ülkü’yü bebek hali ile bile sevmiş ve istemişti. Çocuklar arasında bir ayırım yapmamaya, sofrada hep beraber bulunmalarına özen gösterir, harçlıklarının eşit olarak dağıtılmasını isterdi. Bu arada onlara eşit ağırlıkta ve önemde görevler verir, iş bölümü yaptırırdı. Bunun için Cemal Granada isimli hizmetkarı çocukların bakımı ile ilgilenir, harçlık ve harcama işlerini ise genel sekreteri Hasan Rıza Soyak üstlenirdi . Bir yaz gecesi davetinde kadınlı erkekli bir grup Dolmabahçe’de dokuz saat süreyle kalmıştı. Gece yarısı çoktan geçmiş ve salonun kapılarından gün ışığı görünmeye başlamıştı. Manevi kızı Nebile’yi çağırdı ve sandalyeye çıkan Nebile sabah ezanı okumuştu. Gökyüzüne bakan Atatürk’ün gözlerinden yaşlar boşanmıştı . -Yalova’da sığırtmaçlık yapan Mustafa isminde bir çocukla 1929 yılı yazında karşılaşmıştı. Aralarında başlayan güzel diyalog ile Mustafa’yı elinden tutmuş ve bir subay olmasını sağlamıştı. Atatürk onun ne yazık ki harp okulundan mezun olmasını görememişti. Sığırtmaç Mustafa 15 Ocak 1987’de hayata gözlerini kapamadan bir süre önce yapılan röportajında her Türk gencinin Nutuk’u mutlaka okuması gerektiğini belirtmişti. -Yaşamının son yıllarında Ülkü’yü evlat edindi. Onunla oynadı, konuştu, okuma yazma öğretti. Hepsinden önemlisi, Ülkü’nün elinden tutup topluma bir çocuklu baba resmi sundu ve dünya tarihinde ilk kez elinde çocuğu ile dolaşan bir devlet başkanı modeli oldu Üstelik elinden tutulmuş bir kız çocuğu ile baba görüntüsü hem ülkemiz hem de diğer ülkeler için bir rol modeli olmuştu. Aynı zamanda affedici, uzlaşıcı bir babaydı. Anzaklı annelerin de ifadesiyle onların da atasıydı. Ülkü ile Florya’da Türk Kuşu ziyaretleri Ülkü, Atatürk’üm gel yanıma, seni çok özledim dediğinde her işi bırakır yanına giderdi. Küçük kız tifoya yakalanmıştı. Doktorlar O’nun pek yanına yaklaşmasını istemiyorlardı. Buna karşın gece gündüz Florya’dan kalkar Dolmabahçe’ye gelerek başında durur onu kontrol ederdi. Hasan Rıza Soyak bir gün onu ziyaret ettiğinde kucağındaki Ülkü’nün yüzüne şaplaklar indirdiğini yanaklarını sıktığını saçını çektiğini gözlemişti. Gülümseyerek “Çocukların en çok hoşuma giden halleri nedir bilir misin ?” diye sormuş ve sonra, “ikiyüzlülük nedir bilmezler ve istek ve duygularını içlerinden geldiği gibi açıklarlar” Atatürk’ün Ülkü ile birlikte olduğu dönemde “çocuk Atatürk” denilen davranışlarına da tanık olunmuştur. 17 Şubat 1936’da İzmir gemisi ile yapılan seyahatte güvertede kurulan salıncakta en az Ülkü kadar kendisinin de sallandığı (Resim 8) ve bunun ona büyük bir neşe kattığı bilinmektedir.

Çocuklarla değişik anıları:

-Florya köşkü iskelesinden denize giren Atatürk’ü gören çocuklar ona doğru koşarak yanına gelmek istemişlerdi (Resim 9). Görevliler onlara engel olmak isteyince “Bırakınız gelsinler. Çocuklardan zarar gelmez. Onlar yarının büyükleridir” -Atatürk Antalya’ya gitmektedir. Tam o sıralarda İtalya diktatörü Mussolini Türkiye hakkında ileri geri nutuklar atmaktadır. Küçük bir çobanın güzel sesi ile bir türkü söylediği duyulur. Atatürk çocuğu çağırtır ve sesinin güzel olduğunu ona söyleyerek küçük çobanın kendisi için bir şarkı daha söylemesini ister. Çocuk nazlanmaksızın “demirciler demir döğer tunç olur” türküsünü söyler. Atatürk “biis, biis” diye alkışladı. Çocuk afallamıştı. Atatürk “biis” çok beğendik bir daha tekrar et anlamındadır deyince çocuk türküyü tekrarladı. O da bunun üzerine tekrar alkışlayarak çocuğa armağan olarak bir 50 lira verdi. Çocuk çok sevinerek “biis, biis” diye bağırdı. Bu yanıt Atatürk’ün çok hoşuna gitmişti. Bu zeki cevap üzerine “Mussolini şu sahneyi görseydi de hangi ulus için konuştuğunu öğrenseydi!” demişti. -17 Ekim 1922’de Bursa’da çocuklar için yaptığı konuşmada: Küçük hanımlar, küçük beyler sizler hepiniz yarının bir gülü, yıldızı, geleceğin nurlu ışığısınız. Memleketi asıl aydınlığa kavuşturacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar değerli, önemli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz kızlar, çocuklar -13 Mart 1923 Ankara’dan kalkan özel tren önce Konya’ya sonradan direkt Adana’ya vardı. Latife Hanım da Ata’ya eşlik etmekteydi. Adana’da yine kendini en önde öğrenciler ve çocuklar karşıladı. Birden karşıda siyahlara bürünmüş, ağlaşan 30 kadar kızdan oluşan grubu gördü. Üzerlerinde İskenderun ve Antakya yazan iki kız öğrenci ellerinde buketlerle ona yaklaşarak ve hıçkırarak ağlayarak “Büyük Gazi bizi kurtar, beşikteki çocuklarımız öldürülüyor. Yurdumuz yuvamız dağıldı. Bizi de hürriyete, anavatana kavuştur” dediler. Duygulanarak “Kırk yıllık Türk yurdu düşman elinde esir kalmaz. Gün gelecek siz de kurtulacaksınız” demişti. Bunu gerçekten yaptı ve Hatay’ın kurtuluşunu ölümü pahasına gerçekleştirmişti. Dörtyol’lu edebiyat öğretmenim Şair Rıza Polat Akkoyunlu derslerde bu olaya şahit olduğunu hep anlatırdı. Atatürk ölünce O’nun için aldık Hatay’ı verdik Ata’yı isimli makalesi gazetelerde yayınlanmıştı. -16 Ekim 1925’de Uşak’a gelmişti. Şehit çocuklarının barındığı Şefkat Yurdu’nu da ziyaret etti. Küçük bir öksüz yavru koşarak ona geldi ve kucağına atlayarak çok içli, duygusal bir konuşma yaptı. Gözleri yaşlanmıştı; onu sevdi bağrına bastı. “Çocuğun sözleri ruhumda büyük bir heyecan yarattı. Bunu anlatamam. Gözyaşları duygularımın açık ifadesidir. Ben hayatta çok az ağlayan bir adamım. O da Uşak’ta burada oldu” . -Bir Boğaz gezisinde Kanlıca hizalarında bir evin bahçesinde olan sünnet düğününe tanık olur ve ev halkının ısrarıyla İmar Bankası müdürlerinden Fuat Ramazanoğlu’nun Atıf ve Sefa isimli iki çocuğunun düğününe katılır. Yanımızda çocukları sevindirecek bir armağan yok diyerek İş Bankasına hitaben imzalı para verilmesini belirten mektubu imzalar ve babaya verir. Ancak Ramazanoğlu parayı tahsil edemeyeceğini, çünkü imzanın paradan çok daha değerli olduğunu belirtir. Bunun üzerine ikinci bir imzalı belgeyi başyaveri Celal’e vermesini söyleyerek de babaya verir. -Harbiye Nezareti’nde çalışan kaymakam İbrahim Bey’in oğlu küçük Kemalettin’in anı defterine yazdıkları… “Oğlum Kemalettin, Hatıra defterini başkalarının yazıları ile doldurmaya heves etmektense, hayat defterini kendi faaliyet ve fazilet eserlerinle doldurmaya bak. Gazi Mustafa Kemal 19 Eylül1923, Çankaya .” -İzmir Hakimiyet-i Milliye Okulunun İzmir Palas’da düzenlediği bir çocuk balosuna davetliydi ve gitmişti. Öğrencilerden Ali heyecanla O’na doğru koşmuş ve kendinden geçercesine ve kollarını uzatarak “Senin ismini andıkça, senin resmine baktıkça, seni karşımda gördükçe, damarlarımda birşeylerin kaynadığını duyuyorum. Ah seni doya doya öpmek istiyorum” diye haykırmıştı. O da kollarını açıp “Öyleyse gel öp” demişti. Ama bu çağrıya diğer çocuklar da uymuş ve O’na sarılmışlardı. Gözyaşlarına hakim olarak heyecanla çevredekilere “İşte benim neslim bunlar. Bunlarla biz akranız!” demişti .

Yabancı çocuklara ilgi ve önem vermesi:

-28 Ekim 1923’de New York’dan 10 yaşındaki Curtis La France ona hayranlığını belirterek imzalı bir resmini istemişti. Hemen yanıt vermişti “Mr Curtis La France Mektubunuzu aldım. Türkiye hakkındaki ilgi ve dileğinize teşekkür ederim.” diyerek zeki ve çalışkan Amerikan çocuklarının Türkiye için söylenen olumsuzluklara itibar etmemelerini, bilimsel incelemeler yaparak değerlendirmelerini isteyerek başarı ve sağlık dileklerini iletmişti. -Bir yaz günü Amerika’nın ticari ateşesi, eşi ve 4 yaşındaki sevimli kızları Florya’ya yüzmek için gelmişlerdi. Küçük kız birden ağlamaya başlamıştı. Onunla ilgilendi ve kolu çıkan bebeğinin kolunu onararak ona uzattı. Çocuğun ağlaması kesilmişti. Arada güzel bir iletişim gerçekleşmişti. Birkaç gün sonra sevimli kızın evine birçok oyuncaklar ve bebekler yollanmıştı. Kız Ata’nın onardığı bebeğine paşa adını vermişti. Küçük kız büyüdü, Amerika’da bir erkek bebeği oldu. Bebeğine Paşa adını verdi. Yıllar sonra Paşa ülkemize gelerek Florya’da annesinin önemli anısının geçtiği yeri gördü. Anıtkabiri de ziyaret etmişti.

Sonuç:

Kısa süren yaşamında çok ve inanılmaz işleri başaran Mustafa Kemal Atatürk’ün 21. yüzyılda hala çok sevilen bir lider olmasının belki de en temel nedenlerinden biri çocuk ve gençlere güvenip emaneti onlara bırakmasıdır. Çocukları çok seven, her gittiği yerde bu nedenle de çocuklar ve öğrenciler tarafından alkışlanan Atatürk, sadece bizlerin değil tüm dünya çocuklarının da Atatürk’ü olmayı başarmıştır. Çanakkale’de yaşamlarını yitiren ANZAC askerlerinin annelerinin de ona Atatürk diye hitab etmeleri boşuna değildir.